Ne sen bulutsun, ne de ben yağmur..

Ne birbirimizden oluşuruz, ne de birbirimizi doğurur…

Cemal Süreya

Edip Cansever

Cahit Zarifoğlu

Herkesin bir umudu vardır.

Bir savaşı, bir kaybedişi,

Bir acısı, bir yalnızlığı

Bir hüznü…

Çünkü herkesin bir gideni vardır,

İçinden bir türlü uğurlayamadığı

Turgut Uyar

Edip Cansever

Bu dünyada yaşamak can sıkıcı bir şeydir baylar!

Edip Cansever

İlk okula başladığınız gün etrafınıza dikkatli baktıysanız ve o günü hayal meyal hatırlıyorsanız sınıfa girip sessizce sırasına oturan, etrafa korku dolu gözlerle bakan ezik bir çocuk farketmişsinizdir. Kıyafetinin muntazam halinden babası ve annesinin onun için hayallediği geleceği okursunuz. O çocuk henüz birinci sınıfa başlamış ve ilerde çok büyük adam olacaktır.Sınıfın en birinci çocuğu olacak, annesi arkadaşlarına onun başarıları ile hava atacaktır. Yani amaç ve hayal böyledir.

Çocuk okula alışıp bir kaç yılını devirince ailesinin okul yollarını aşındırma amacı değişir. Her hafta sınıf öğretmeninin şikayeti ile okula gelen aile her seferinde aşağı yukarı aynı lafı duyar. ”Aklını yaramazlığa verdiği kadar derse verse çok başarılı olur.” Evet aklını derse vermiyordur ve hiçbir zamanda vermeyecektir. Evet tembeldir bu çocuk 

Bir sayfayı ‘A’ ile diğer sayfayı ‘B’ ile doldurma yılları çabuk geçer ve bu çocuğunda düşünceleri kirlenmeye başlar. Yan sıradaki kızı bahçede sıkıştırıp öpmek gibi türlü fantezileri oluşuverir zihninde. Durduramaz düşüncelerini çünkü o artık birinci sınıftaki saf çocuk değil arkadaşlar arasında övgü olarak da sayılan piç olmuştur.

Bizim piç, çocuk yaşları geride bırakıp ergenlik denilen baş belası hastalığa yakalanınca üç numara saç yerini acayip bakımlı, alengirli saçlara bırakır, adına jöle dedikleri saçı kaskatı kesen ilginç bir şey kullanmaya başlar her gün. Cep telefonu zil sesini en çok sevdiği şarkı yapar ve genelde o yaşlarda en çok sevilen şarkı neşeli olmaz. Giyimine dikkat etmeye hatta kafaya takmaya başlar. Artık vişne suyu ile Biskrem’e harcamaz parasını. Arkadaşları ile para toplayıp Kames top almaz. Bütün parasını kıyafet, parfüm, jöleye harcar. İşte tam bu yıllarda memeleri hafiften belirginleşen, yeni yeni sütyen takmaya yeni başlayan kızların dikkatini çekmeye başlar bu piç. Kızlar efendi adam değil piç adam sever yargısının gerçekliğine inanmış ve bütün planını bu kural üzerine kurmuştur. Nitekim bayağı iş yapmıştır bu planla.

Bir kaç yıl sonra yani lise zamanları gelmiştir bizim piçin. Bir insan için en tehlikeli yıllardır. Çevrendeki abilerin ablaların seni ciddiye almazken annen baban için hala çocuk sayılıyorken, sesin bile tam oturmamışken sen kendini çok önemli biri sanırsın.

Birinci sınıfta arkadaşlarından utandığı için konuşamayan ve annesinden sürekli duyduğu Oğlum derste parmak kaldır, konuş. Utanma uyarıları kız kavgasına tutuştuğu sokak aralarında Arkadaşım indir o elini tehdit etmeden konuşa bırakır.

Ve bu Parmak Çocuk ilk sigarasını da bu dönemlerde okulun arka bahçesinde içmeye başlar. Çünkü arkadaşlarından bazıları hatta ve hatta birkaç kız bile sigara içiyorken bizimkinin kendisine Sen sigara içmeye korkuyorsun dedirtmesi imkansızdı. Hem sonra 10/c deki Damla ya bizimkinin sigara içemediğini duyarsa!

Sonunda neden gittiğini kendinde anlamadığı okul hayatı son buluyordu bu piçin. Son buluyordu bulmasına ama asıl dertler şimdi başlıyordu. ÖSS. Her sabah okula gitmekten bıktığı için okulun bitmesiyle huzura erdiğini düşünen genç her yıl hiç anlamadığı derslerden sınava tabii tutulacağını ve bu sınavlardaki başarısızlığının sadece ya da en çok annesi üzeceğini bilmiyordu.

Sınavlarda aldığı başarısız sonuçların annesini çok üzdüğünü bilse de çalışamıyordu ve çalışmadıkça iyice kopuyordu her şeyden. Babasından aldığı paranın bir kısmıyla kontör alıp kalanını sigara ve biraya ayırıyordu.

Babasıyla durumlar hiç iyi değildi zaten nasıl olsun ki. Babasının birinci sınıf hayalleri ile şimdiki hali arasında çoook farklar vardı parmak çocuğun. O babası için hala parmak çocuktu ama gerçek öyle değildi. Babayla kavga etmeler başlamıştı. Kapıyı vurup çıkmalar, gece geç saatte kimse duymadan eve girmeler. 

Kimse anlamıyordu bizim çocuğu. Bütün dünya ona karşıydı. Halbuki o da böyle olsun istemezdi ama olmuştu işte. 

Bizim piçin hayatı bir türlü sakin devam etmiyordu, edemiyordu. Şimdide babası ile dershane kavgasına tutuşmuştu. Babası haklı olarak dershaneye gidilmesi gerektiğini söylüyor ama bizim tembel piç derslerden uzak kalmak için elinden gelini yapıyordu. Zaten ortalık toz dumanken birde kız çıkıyordu karşısına. Kıza bakıyor, bakıyor ve aşık olduğuna karar veriyordu. Hemen kıza açılmak gerekiyordu çünkü aşk işlerinde beklemek olmazdı. O kadar derdin, dersin arasında kıza jet bir Çıkma teklifi ediyordu. RET. Evet ilk kez reddediliyordu bizim piç. Hayat bu kadar çıkmaza girmişken aşk senin neyine diye iç geçirip arabesk dinlemeye başlıyor ve bir şarkı sözünden çok etkileniyordu.

”Bu Ne Biçim Dünya Bu Nasıl Hayat Bizi Yaratan Tanrım Kimde Kabahat”

Evet bizim çocuk Rock dinliyordu. Evet bu söz Müslüm Gürses’in bir şarkısında geçiyordu. Evet bu durum çok saçmaydı ama söz çok gerçekti.

Bu oldukça basit gibi görünen arabesk şarkı ilerde dine, yaradılışa, yaratana bakış açısını değiştirecekti. Cidden kimdeydi kabahat?

Hayat biraz durulmuş, babasıyla arası bir nebze olsun düzelmişti bizim işe yaramazın. Hep hayalinde sahne sanatları okumak vardı ama onun için bile hiç çabalamamıştı. Zaten gece kafasını yastığa koyduğunda bir görünmez olmayı bir de tiyatro oyuncusu olmayı istiyordu. Hayatı çelişkilerden ibaret olan parmak çocuğun hayalleri bile çelişkiliydi.

Sahneye çıkmak ve görünmez olmak.

Zaten parmak çocuk dediğimizde 1.87 boyunda bi adam.

Hayallerini bir tarafa bırakan genç hafiften ders çalışmaya başlıyor ve sınav zamanı istediği puanı ilk defa alıyordu. Babasının da maddi desteğiyle aslında hiçbir zaman okuyamayacağı üniversiteye giriş yapıyordu. Evet lan baba parası ile okuyordu. Sizin gibi kitap başlarında sabahlamadan parasını bastırıp okumaya başlamıştı.

Kendisinin İstemediği ama herkesin hayranlık duyduğu bir bölüm okuyor. HUKUK. Okuyor okumasına ama tahmin edildiği gibi burada da pek başarılı değil. Çünkü istemiyor dersleri, sınavları ama babasına ayıp olmasın diye okumaya devam ediyor. Eğer hayat hikayesi baştan aşağı başarısızlıkla dolu olan bu çocuğa şansı yardım ederse birkaç yıl sonra güvenlik görevlisi değilde hukukçu olacak. Kim bilir belki hâkim - savcılık sınavında başarılı olup savcı olacak.

Hayaller hiç bitmez.

Neyse bu çocuk okul, kızlar, sınavlar, dersler, yıllar derken bir anda büyüdüğünü hissediyor. Artık piç olmaktan çıkıp parmak çocuk ceketini de çıkarıp yaşamaya devam ediyor.

Tabii ki o dünyanın en mutlu insanı değil. Çünkü insanlar büyüdükçe mutsuzlaşır, yalnızlaşır. 

En güzeli parmak kadar çocuk olmak.

Bir gün bu memleketin yanağına bir öpücük, başucuna da bir not bırakıp gideceğim.Öyle güzel uyuyordun ki uyandırmaya kıyamadım.

Aziz Nesin